
Dümdüz bir adam oldun şimdi
Sol parmağındaki kesik hala sızlıyor
Kalbinde öyle bir sızı yok aslında
Ama işte, durmuyor aklının kalbine zoru
Her atışını hissettiriyor sana
Kafanın içindeki uğultular
Picasso tablolarını anımsatıyor
Ya da karanlık dünyasını Goya’nın
Eciş bücüş o insanların hepsi içinde şimdi
Güneşi getirmiştin ya yüreğine dün
Güneş, soldu şimdi
Kalbin, ciğerlerin ve bilumum aksamı içinin
En tuhaf renkte şimdi
Işıksız, karanlığa yakın ve küflü bir renk
Yeşil değil asla
Yeşil çekip gitti sana bakmayan gözlerin bebeğinde
Gün hala ferah, bulutlar pamuksu
Dışarı çıksan neşe garanti belki
Ama kendi içinden çıkıp gidemiyorsun ki
Derinin ve kaslarının arasında bir yerde keder
Öyle görünmez bir sıvı ki, şırıngaya çekip atmak imkânsız
Velhasıl başında bin türlü iş
Yanmış sigara izmariti gibi habis bir koku burnunda
Ama o burun senin değil ki
Senin burnun amber kokularına alışık
Serin burnun yaz meltemiyle yaren, temiz çamaşırlara bulaşık
Peki, hangisi sensin ey camdan adam?
Esansla mı kaplı için yoksa bir tortu mu karın boşluğunda duran
Sen ki ey! Ey sen ki tek başına bir koca bina…
Sağlam temellerinde bütün haşmetiyle dimdik duran
Kim bu canını yüzyıllık azaplarda sınayan?
Ne dedin tanrılarına da böyle gücendirdin?
Şimdi bir kuyu kenarındasın; soğuk ve derin
Geçen gece fısıldadım kulaklarına
Atlama sakın! Kabullen ve yüz sür yeni yaşamının toprağına dedim
Kalbini bir asır kadar unut şimdilik
Toprağında büyüteceğin çimenlere dik gözünü dedim
Hoş geldin dedim
Yegane yârin burada işte
Hoş geldin tatlı sevgilim
Merhaba kendim