Bazı Düşlerden Uyanma Tarifleri

Deniz kenarı gibi gözleri olduğunu fark ettiğimde sahiden ama sahiden böyle oluşunun ulaşılmazlığı öyle ağır bastı ki inanmam bir hayli zaman aldı. Sevişmekle müzik arasında müthiş bir bağlantı olduğunu da aynı gün öğrendim. Akışkanlık ikisinde de aynıydı. Yazdıklarımı başkalarının anlamasından, sadece ikimizin olanı anlayıp kendinin yapmasından ödüm patlıyordu. Bitimsiz kıskanıyordum bunu. Öyle gizli, öyle özel sevmeliydim ki seni, altın tellerden güneş ışıkları terasında düştüğünde her nasıl tüm dünyadan uzak kalmış, yeri yurdu nasıl sadece benim koynum olmuşsan hep öyle nahif ve pürüzsüz kalmalıydın. Kolunun dış tarafı, dirseğinle omzun arasında kalan kısmı… İşte tam orası kadar yumuşak ve uçuşkandı hayat sen etrafta belirdiğinde.

2014 senesiydi. Herhangi bir yazıya retro tonlar katamayacak kadar çıplak, ucuz bir sayı kombinasyonudur 2014. Ne yönünden bakarsan bak; iler tutar tarafı yoktur. Sarışınlığını içten dışa zorlayıp, tenine bir pembelik katacak kadar dik ve ileri atılmış bir duruşun vardı hayat karşısında. Çelme takıp düşürüyor, sonra telaşla koşup üfleyerek acısını dindiriyordun diz yaralarımın. “Bundan sonra düşmek yok” hissiyatı yaratıyordun. Sevinç ve neşe başlıyordu adının ardından.

O zamanlar, sevişmekle müzik arasında müthiş bir bağlantı vardı.

İkisi de akışkandı.

Sıska kollarını havuzun kenarına dayamış

Yarı belinden yukarısı sudan dışarıda

Ve ceylan irisi kara gözleriyle bana bakıyor sanki

O an o tanıdık ılık rüzgar akıyor içime

Oysa o reddetmişti beni hem de yok yere

Boğulacak gibi olduğum zamanlar var da hiç ağlayacak gibi olmuyorum. 

Tam tersi vuku bulsa tam olacak.

egekayacan:

GEZİ EYLEMLERİNE SOĞUKKANLI BİR BAKIŞ

İşin başında eylemcilerle aynı saftaydım…

Sonra bir gün televizyonda Yiğit Bulut’u izledim. Oynanan büyük oyunu anlatırken gösterdiği tavizsiz duruştan çok etkilendim! Tıpkı saçları gibi bir milim yerinden oynamıyordu. Acaba, dedim…

İnanması çok zordu…

Gözlerim na bööyle kocaman açılarak okudum!

#direngezi

DURUM Komedisi ve Özmotivasyon

                

Direkt mevzuya gireyim mi?

Gezi Parkı direnişçilerinin en büyük motivasyonu kreatif üretimdir. İlk defa bizlere bir ruh “üretin” diyor, “yaratıcı olun!” Üstelik bunu ne patronumuz, ne ödev veren hocamız ne de ebeveynlerimiz söylüyor. Bunca mizah, bunca güzel fikir işte bu şekilde ortaya çıkıyor. Bir Facebook grubu çıkıp “haydi, bize poster gönderin” diyor ve olanca reklam ajansı onlarca kampanyalık iş gönderiyor. Dozerler, kepçeler dolusu pankart ve döviz çıkıyor Gezi Parkı’ndan. Şarkılar, şiirler, gırgır, şamata gırla! Duranadam orada o yüzden duruyor. Kimse kimseyi örgütlemeden ortaya çıkan bu ortak bilinç ve yaratıcı düşünme şeklinin hepimize verdiği kesintisiz motivasyon sayesinde.

Üstelik yaptıklarımızın hiçbiri suç değil!

İşte bu yüzden yolun ortasında duran adamı bile içeri alıyorlar. Acziyet içerisinde, erk sahibi bir grubun giderek dozu artan yaratıcılık ve şiddetin hiç mi hiç okunmayan esamesi karşısındaki çaresizliğini izliyoruz günlerdir. Öyle ki akıtılan onca paraya, toplu taşıma gibi halkın hizmetindeki aygıtların seferber edilmesine rağmen bu acziyet ve beraberindeki korku yandaş medyanın ekranlarına, hatta bizatihi kendi oyun bahçeleri, miting alanlarına bile yansıyor. Tam bu noktada girişi TOMA’yla kapatılan, başından ucuna tabur tabur polis ve jandarma bulunan sokağımda yaşadığım bir anımı anlatmak isterim. Mahallenin kedilerinden biri apartmana girmiş, yakalayayım da seveyim dedim biraz. Merdiven boşluğunda sıkıştırdım. Kapana kısılınca elimi tırmaladı, tıslayıp kaçtı ibiş!

Benim “kankalar” uzun yazı sevmez.

Burada bitirelim en iyisi. Demem o ki onlar sizin devlet büyüklerinizdir. Terbiyesizlik etmeyin; büyüğe cevap verilmez. Ne derlerse desinler siz

DURUN!

Ak Yüzler

Siz ak yüzü görenlerdensiniz

Gülümser size yüzüm, yıldız gibidir

Her yıldız aslında kara bir taştır, bilmezsiniz

İç, siyahın dostudur, keder giyinmiştir

Çamurlu bir derinliktir iç bazen görmezsiniz

Gözünüz yıldızlara aşinadır çünkü

Siz ak yüzleri görenler

Bilmezsiniz ki gök yüzünün görünen ışıkları

Aslında parlayan başka yüzlerin yansımasıdır sadece

Tıpkı düz bir çarşaf görünümündeki gecede parlayan yıldızlar gibi

Fakat aslında akıl almaz derinlikler barındırır gökkubbe görünmeyen yüzünde

Heykel: Gil Bruvel

Ben

   

Dümdüz bir adam oldun şimdi

Sol parmağındaki kesik hala sızlıyor

Kalbinde öyle bir sızı yok aslında

Ama işte, durmuyor aklının kalbine zoru

Her atışını hissettiriyor sana

Kafanın içindeki uğultular

Picasso tablolarını anımsatıyor

Ya da karanlık dünyasını Goya’nın

Eciş bücüş o insanların hepsi içinde şimdi

Güneşi getirmiştin ya yüreğine dün

Güneş, soldu şimdi

Kalbin, ciğerlerin ve bilumum aksamı içinin

En tuhaf renkte şimdi

Işıksız, karanlığa yakın ve küflü bir renk

Yeşil değil asla

Yeşil çekip gitti sana bakmayan gözlerin bebeğinde

Gün hala ferah, bulutlar pamuksu

Dışarı çıksan neşe garanti belki

Ama kendi içinden çıkıp gidemiyorsun ki

Derinin ve kaslarının arasında bir yerde keder

Öyle görünmez bir sıvı ki, şırıngaya çekip atmak imkânsız

Velhasıl başında bin türlü iş

Yanmış sigara izmariti gibi habis bir koku burnunda

Ama o burun senin değil ki

Senin burnun amber kokularına alışık

Serin burnun yaz meltemiyle yaren, temiz çamaşırlara bulaşık

Peki, hangisi sensin ey camdan adam?

Esansla mı kaplı için yoksa bir tortu mu karın boşluğunda duran

Sen ki ey! Ey sen ki tek başına bir koca bina…

Sağlam temellerinde bütün haşmetiyle dimdik duran

Kim bu canını yüzyıllık azaplarda sınayan?

Ne dedin tanrılarına da böyle gücendirdin?

Şimdi bir kuyu kenarındasın; soğuk ve derin

Geçen gece fısıldadım kulaklarına

Atlama sakın! Kabullen ve yüz sür yeni yaşamının toprağına dedim

Kalbini bir asır kadar unut şimdilik

Toprağında büyüteceğin çimenlere dik gözünü dedim

Hoş geldin dedim

Yegane yârin burada işte

Hoş geldin tatlı sevgilim

Merhaba kendim

Beyaz Divan

   

Fona vazgeçemediğim şarkılardan birini attım ve başladım yazmaya

Hadi yüreğim diyor

Gayret!

Gözlerini hatırlıyorum karanlıkta gördüğüm

Aydınlık gözlerini

Sonra eve koşuşumu

Olur da belki gelirsin diye beyaz kanepenin yastık kılıflarını yıkayışımı

Gelecekten korkumun beni hırpalayışını

Yastıklar ve minderler bembeyaz şimdi

Sakız gibi

Gel demekle geçiyor günlerim

Divane misali

Buruk biraz ama olanca balları ağzımda divaneliğin

Ah o mayhoşu ballar…

Ah nasıl güzel gözlerin ve bembeyaz yastıklar

Kendi kül tablasındaki sigara dumanından rahatsız olur gibi

Bakıyorum fotoğrafına şimdi

Gözlerine ve ardındaki şehir manzarasına

Gözlerimin yanması hep o dumandan

Duman gider, orası kolay

Ama sen kal

Kalsana sahi, bizim olsun bu ev

Bütün şehir bizim, bütün insanlar

İlle de sakız beyazı yastıklar

Sevsene sen beni

Parmaklarını okşama lüksünü ver bana

Yan yana uzanalım beyaz divanda

Geceleri aklım sana kaçsın

Gündüzleri uçuşsun gökte bütün martılar

Penceremden görünen çatılar

Seni sevdiğime, gönlümün hoş sohbetini beklediğine şahit olsunlar

Bir plak alayım sana ne dersin?

Hayalimdeki seni anlatsın içindeki şarkılar

Usul usul ilerleyelim ışıklı bir yolda

Bir işaretli çakıl taşına rastlayalım ve hisset o an

Ellerimden tut sorgulamadan

Benimsin de, aç bütün kapıları

Deniz ortasında, dalgalar vurdukça usul usul sallanışım gibi dönsün başım

Çakırkeyif olayım sıcaklığından

Aç kapıları hadi!

Kat otomatı yanmasa da gör beni

Burnun kokumu, gönlün gözlerimi seçsin kendi aydınlığında

O geldi işte ey sevgili, gönlü çarpıntılı, gönlü ateşten

Benim kapıdaki

Sevmeye gelen

Kutsananlar

             

Seni sevmekle kutsayacak Tanrı beni

Sonra elimden alacak

Şu karanlık deniz gibi soğuk olacak her şey

Pardösümün yakalarını kaldırsam, atkıma sımsıkı sarılsam da

İçimden dışarı doğru esecek rüzgârlar

Sırtını dönüp uyuduğun o adam olmaya bile razı olacağım akşam vakitlerinde

Sen hep neşeli şeyler anlatacaksın

Ve ben hüznün bütün duraklarına tek tek uğrayıp

Bütün neşeli yolcuları öldüreceğim

Yalanlar söyleyeceğim sürekli

Ama sadece kendime

En güzel gülüş seninki sanacağım

En inci dişler senin ağzında…

Radyo programlarında

Ve eriyip giden mumlarda arayacağım sana tutkunluğumu

Şarkılardan arabesk ve türkülerden bozlak kıvamında geçecek o sıralar ömrüm

Uzattığın saçlarının kıvrımları döne döne girdaplar oluşturacak iç denizlerimde

Sen bir kez arayacaksın beni

Ve ben “alo” adında bin ayrı methiye düzeceğim sesinin rengine

Ses demişken, caz dinleyeceğim elbette

Elbette piyanonun bütün tuşları siyah olacak o sıra

Ay cemalini göreceğim ara ara

Sırtını dostça sıvazlayacağım martılar üzerimizden uçtukça

Yalanlar söyleyeceğim kendime dedim ya

En büyük hayal kırıklığını yine ben sergileyeceğim “belki de sever beni” dediğimde

İçimdeki denizde, ormanlarımın olanca derinliğinde

Balçık tutan göletlere batacak ayak bileklerim

Haliç’te yanan bütün görünmez gemiler benden bulacak belalarını

İlk kıvılcım hep benden!

Ah işte! Makamım hep böyle gamdan

Hep kederden

Çünkü adını koymadan, derecesine aldırmadan sevdim addedeceğim seni

Çünkü Tanrı, seni sevmekle kutsayacak beni

Ve çünkü kutsananlar her zaman kedere zimmetli

Gazete

Sırtını sıvazlamak bile haramken bana

Ellerini tutmamı bekliyordu dünya halkları

Koca bir halk vardı arkamda, evet

Ve karşımda koca bir ummanın bütün damlaları “hayır” diyordu

Melankoli böyledir işte

Üzüntülüdür yok yere göz bebeklerini görmek

Ben sadece dudaklarını seyretmek için

Şehrin tüm kafelerini tek gecede dolaşabilirim belki

Ne gam!

Senindir demedikten sonra sen

Ruhun bedenine hükmedip bahçelerime seni

Boylu boyunca sermedikçe sevgili

Adını unutup “yar” demişsem varlığına

Ah ne gam!

Ne keder hatta bu en yakınımdaki yokluğun

Masama bir kahve bırakırken ellerimiz buluşmuş ne çıkar

İçindeki şehrin hiçbir gazetesinde geçmez ki adım

Hiçbir ilan çağırmaz ki beni

Kirpiklerinden akan o çapkın bakışlarını

Gözlerime çarpıp gökte yuvarlanan boyun kıvrımlarını

Resmedemez ki sokak ressamları

Sokak demişken sahi

Nerededir senin sokağın

Hangi karanlık çıkmazlardan çaldın bu yakıcılığı

Hangi sokakları çınlatır ayakkabıların

Hangi lehçelerde bu denli çiçek manasına gelir çıplaklığın

Acem komşuların var mıdır senin

Bilir misin kederini doğu dillerinde sevmenin

Sahi sevilenim ben kalkıp dolaşsam bütün kafeleri şimdi

Keşfedebilir miyim pusulasını yüreğinin

Bilmem ki hep mi böyle umutsuzdu sevmelerim

Hep mi böyle nazenin

Ha bir de şu var; nasıl böyle tek hamlede içime işledin

Söylemesem bilmezsin ama

Gülümseyişinle sen şimdi

Bütün gazetelerimin manşetlerindesin